Yaşama Bedel Biçebilir Misiniz?Kökdemir, D. (2009). Yaşama bedel biçebilir misiniz? Habertürk Gazete, 5 Eylül Cumartesi, s. 20.
Kamuoyunu meşgul eden Münevver Karabulut cinayeti
üzerinden aylar geçmesine rağmen şüphelinin hala yakalanmamış
olmasının da verdiği belirsizlikle tartışmalar hala sürüyor. Genç
bir insanın ölümünün verdiği dehşet, sadece onu yakından tanıyanları
değil aynı zamanda konuya habersiz kalmayan herkesi derinden
etkiledi. Her genç insan gibi hayalleri olan Münevver’in ölüm şekli
de olayı pek çok açıdan trajik bir hale getirdi.
Tolkien’in Orta Dünya krallarından
Theoden, Yüzüklerin Efendisi
kitabında “...çocuklar babalarından önce mezara konmamalı...”
der. Etkileyici, etkileyici olduğu kadar anlaşılabilir bir cümledir
bu. Hepimiz öleceğimizi biliyoruz ve bunun sıralı olmasını da
bekliyoruz ve umuyoruz. Bu sıra beklediğimiz gibi olmadığında kaybın
acısının yanında şuçluluk da hissediyoruz. Bir anne ve baba için
kendi çocuğunun kaybı kadar travmatik bir yaşantı olabilir mi acaba?
Çevremizdeki çoğu kötü olayı ve acıyı anlama, hatta çok sağlıklı bir
empati deneyimi konusunda başarılı olabiliriz ancak çocuğunu
kaybetmiş bir anneyi ya da babayı anlamak çok zordur. Diğer her şeyi
bir kenara bırakalım; çocuklar kendi anne ve babalarının
kahramanıdır. Gelecek onlara üzerine şekillenir, planlar onlarla
ilgili yapılır ve onlar, kendisini dünyaya getirenlerin kokusunu
geleceğe taşırlar. Ölüm, bir çocuğu kendisine aldığında, onunla
birlikte bütün bu hayalleri de alır gider. Anne babaya sadece güzel
hatıralar bırakır ama bunların hepsi geçmişe aittir.
Münevver Karabulut öldü. Arkasında onun yokluğuna alışmaya çalışan
bir sürü kişiyi ardında bırakarak yaşamdan ayrıldı. Bu dönem
içerisinde üzülenler kadar ölümü nedeniyle neredeyse onun suçlayanla
bile oldu. Satır aralarındaki mesajlarda neden hanım hanımcık evinde
oturmadığı sorgulandı, bir erkek arkadaşı olması tuhaf bulundu.
Suçluyu bulması gerekenler Münevver’i suçladı. Ülkeyi yönetenler,
yaklaşan Ramazanın da etkisiyle davulu / zurnacı deyimlerine merak
sardı. Hani biraz cesaret bulsalar yargılamaya kalkacaklar; onunla
beraber hayatı yaşamaya çalışan bütün genç kızları da.
Daha bizler bu olan bitenleri anlamaya çalışırken bu sefer de
Münevver’in babasının istediği kan parasına tanık olduk. Bir de
baktık ki Süreyya Kabulut “... 3 milyon Euro vermezlerse hakkımı
helal etmiyorum...” deyiverdi. Genç bir insanın hayatının yeniden
parlamamak üzere sönmesine biçilen fiyatı öğrenmiş olduk. Bu paranın
hayır kurumlarına bağışlanıp bağışlanmamasının hiçbir önemi yok.
Neden 2 ya da 4 değil de 3 milyon Euro isteniyor olması da önemli
değil (yine de bu soru merak uyandırıyor). Önemli olan bir babanın,
çok büyük olduğunu tahmin ettiğim ama asla empati kuramadığım
acısının içinde nasıl olup da hesap kitap yapabildiği. Daha basit
bir ifadeyle bunu neden yaptığı. Münevver öldü. Elimizdeki bu tek ve değişmez gerçek, neler konuşulursa konuşulsun değişmeyecek. |
Gazete YazılarıAslında gazetelerde ya da haber niteliği taşıyan yazılarımın çoğu doğal olarak psikoloji ile ilgili; ama bilimsel makale biçiminden farklı olarak amacı sadece bilimcilere değil, herkese hitap etmek. Bir kısmı çok eski olduğu için bulabildiklerimi aşağıda sıraladım; tüm liste için özgeçmişime bakabilirsiniz (Word, 84KB).Yazıların gazetelerdeki orijinal hallerinin PDF dosyaları her zaman elime geçmiyor, böyle durumlarda yazının aynısını dosya olarak kendim yaratıyorum. Ancak PDF dosyaları çok yüklü olduğu için size HTML hallerini sunuyorum, bağlantıları açtığınızda gazetedeki yazının bir kopyasını bulacaksınız.
|