Herkes Benden OlmalıKökdemir, D. (2009). Barış satılıyor, alan var mı? Habertürk Gazete, 10 Temmuz Cuma, s. 20.
Herhangi bir zaman dilimi üzerinde kendisine yer edinen insan,
geriye dönüp tarih basamaklarına baktığında farklı kişi ve
grupların, ülkelerin, inançların diğerlerine -kendisinden farklı
olana- yaşama olanağı tanımadığı bir dizi kavga, savaş ve dehşet
görecektir. Biz nasıl geriye dönüp baktığımızda Haçlı Seferlerinden
İkinci Dünya Savaşı’na kadar bir sürü tatsız manzara hakkında
düşünüp konuşuyorsak, büyük ihtimalle bundan 100 yıl sonra da bu
sefer başka insanlar bizim bugün yaşadıklarımızı benzer şekilde
değerlendirecektir. İnsanlığın varlığı kadar eski olan şiddet, belki
de insan yok olana kadar sürekliliğini koruyacaktır. Amerikalı yazar
Ursula K. LeGuin, şiddetin her zaman “daha renkli”
olduğunu söylerken pek de abartmıyor olan biteni. İlk insanların
mağaralara çizdikleri resimlerin, çoğunlukla bir hayvanın avlanması
ya da iki grubun birbiri ile kavgası ile sınırlı olması oldukça
anlamlı. Kısacası şiddet, resmedilebilir bir insan davranışı ve
insan, bu davranışı sadece beslenmek, kendini korumak ya da aşırı
korkuya verdiği bir tepki olarak değil, çoğu zaman “diğerini” yok
etmeye, kendi varlığını kanıtlamaya bir araç olarak da kullanarak
diğer canlıların davranışlarından ayrıştırıyor.
Saldırganlık ve şiddetin altında yatan nedenleri anlamak için farklı
alanlarda çalışan uzmanların analiz düzeyleri doğal olarak
birbirilerinden farklı oluyor. Örneğin, bir iktisatçı için iki grup
arasındaki anlaşmazlığın olası temel nedeni kıt kaynakların
paylaşılmasıyken, bir siyaset bilimci “ötekileştirme” kavramının
önemine işaret ediyor. Karmaşık insan davranışının nedenlerinin
açıklanmasında kuşkusuz farklı bakış açılarına ihtiyacımız var;
uygulanan kişi kadar uygulayana da zarar verme potansiyeli olan
şiddet gibi bir davranış ise başlı başına karışık bir yapı. Ancak,
özellikle 25 yıldır deneysel çalışmalar ışığında kendisine yer bulan
Dehşet Yönetimi Kuramı, saldırganlık, şiddet, ötekileştirme, önyargı
gibi davranışların daha temel bir nedenine işaret ediyor:
Ölüm korkusu.
Ölüm denen kaçınılmaz sonun farkındılığına sahip tek canlı olan
insan, ölüme duyduğu korku nedeniyle şiddetten daha da uzak durmaz
mı? Ölüm korkusu, bir yandan da yaşam isteğine yol açtığı için
kişiyi olası risklerden uzak tutmaz mı? Deneysel çalışmalar
gösteriyor ki yanıt sandığımız kadar basit değil. Eninde sonunda
öleceğini bilen insanın belki de asıl korkusu “değersiz” ya da
“anlamsız” ölmek. Bu nedenle, hiç değilse sembolik olarak ölümsüzlük
peşinde koşmuyor muyuz? Kimimiz çocuk sahibi oluyor, bazılarımız
sanatsal ya da düşünsel ürünler ortaya koyuyor, bazıları ise ismini
tarihe şu ya da bu şekilde yazmaya çalışıyor. Bütün bu
davranışlardaki nihai amaç, biz öldükten sonra da bizi konuşacak
insanlar olmasını sağlamak ya da konuşulmamızı sağlayacak “eserler”
ortaya koymak değil mi? Kendimizi bu dünya üzerinde “değerli” kılmak
için harcağımız gayret, biz göremeyecek olsak bile, aslında bizim
sonsuzluğumuza ciddi bir katkı. Tabii ki her insan bu dünya üzerinde
değerlidir. Ancak, bir kısmımız kendi değerimizin kaynağını yine
kendimizden alıp ölüm korkusu ile başetmeye çalışırken, diğer
alternatifi seçenler de kendilerini değerli kılmak için bir grubun
üyesi olmayı tercih edebilirler. Özellikle kişinin özsaygısını
besleyecek yeterli kaynak çevrede yoksa, diğer bir deyişle kişi,
örneğin temel ihtiyaçlarını bile karşılama konusunda yetersiz
kalıyorsa, kendisini birey olarak bu dünyada yeterince değerli
hissetmiyorsa, kendi yaşamı kendisine anlamlı ve değerli gelmiyorsa
başka bir alternatif bulmak durumunda. Kültürel dünya görüşleri tam
da burada kişinin imdadına yetişiyor. Tek başına hayatta değerli
olmadığını düşünen kişi bir futbol takımının taraftarıyken artık
daha değerlidir, kendisini etnik bir grubun üyesi olarak
tanımladığında yalnız değildir ya da bir dinin inananı olduğunda
sadece bu dünyada değil ölümden sonra da kendisine bir anlam
bulmuştur. O, artık değerli bir grubun üyesi olduğu için otomatik
olarak değerlidir.
Varoluşsal değerini bir grubun üyesi olmaya bağlayan iki kişi karşı
karşıya geldiğinde ve eğer her ikisinin de kültürel dünya görüşleri
birbirilerinden farklıysa işte o zaman saldırganlık ve şiddet için
zemin hazırlanmış olur. Çünkü, birbirine zıt iki dünya görüşü aynı
anda doğru olamaz. İki futbol takımının ikisi birden “en iyi”
değildir, bir etnik grup diğerinin varlığını inkar edip sonra
birdenbire onu karşısında gördüğünde ne yapacağını bilemez ya da
Tanrı inancı farklı olan iki din aynı anda doğru olamaz. “Ya ben
değil de onlar haklıysa?”, “Ya onların inandıkları şey doğruysa?”
soruları kendisini birey olarak değerli hisseden insanlar için çok
da önemli olmayabilir ama bütün özsaygı mekanizmalarını bir grubun
üyesi olmaya bağlayan bir kişi için yukarıdaki sorular korkunç
çelişkileri içinde barındırır. Eğer şanslıysa (ve biz de
şanslıysak), bireyin kendi kültürel dünya görüşü ile ilişkisi yine
kendi içinde kalır; kendi kültürel dünya görüşü ile de karşı görüşle
de barışıktır. Sadece o farklılığın keyfini çıkarmaya karar verir.
Ancak eğer o kadar şanslı değilse (ve biz de şanslı değilsek) en
basit yolu denemeye karar verir: Madem iki kültürel dünya
görüşü aynı anda doğru olamaz, o zaman bir tanesini ortadan
kaldırırım ve “tek yol”u benimki yapabilirim. O yok olduğunda benim
varlığımı sorgulayacak kimse kalmaz.
Kuşkusuz tablo her zaman burada çizildiği gibi olumsuz olmayabilir
ancak şunu biliyoruz ki, insanların kendi yaşamlarını anlamlı kılma
çabaları bazen diğer insanlarınki ile karşı karşıya gelebilir. İşte
tam da bu noktada nasıl bir vaziyet alacağımızın hayati bir önemi
vardır. Hem bizim için hem de diğerleri için. |
Gazete YazılarıAslında gazetelerde ya da haber niteliği taşıyan yazılarımın çoğu doğal olarak psikoloji ile ilgili; ama bilimsel makale biçiminden farklı olarak amacı sadece bilimcilere değil, herkese hitap etmek. Bir kısmı çok eski olduğu için bulabildiklerimi aşağıda sıraladım; tüm liste için özgeçmişime bakabilirsiniz (Word, 84KB).Yazıların gazetelerdeki orijinal hallerinin PDF dosyaları her zaman elime geçmiyor, böyle durumlarda yazının aynısını dosya olarak kendim yaratıyorum. Ancak PDF dosyaları çok yüklü olduğu için size HTML hallerini sunuyorum, bağlantıları açtığınızda gazetedeki yazının bir kopyasını bulacaksınız.
|