Ana SayfaAkademikDerslerKişiselBlogBağlantı

Barış Satılıyor, Alan Var Mı?

Kökdemir, D. (2009). Barış satılıyor, alan var mı? Habertürk Gazete, 26 Ağustos Çarşamba, s. 20.

Barış Satılıyor, Alan Var Mı?Kapalı, ses geçirmeyen, kalınca bir kapının arkasında konuşan, tartışan, zaman zaman zıtlaşan, ara sıra da aynı düzlemde buluşan bir grup insan, kapılar açıldığında artık “barışın geleceğini” söylediğinde biz, onları izleyenler ne beklemeliyiz? Acaba, izleyicilerin – çatışmaların tarafı olsun ya da olmasın bütün izleyicilerin – iddia edilen “barış” söyleminin bir anda gerçeğe döneceğine dair beklentilerinin gerçekleşme umudu var mıdır? Bir soru da söz konusu söyleme başından itibaren olumsuz yaklaşanlarla ilgili: Acaba onlar da iddia edildiği gibi çözümsüzlükten medet uman kötü insanlar mıdır? Daha da basite indirelim, bütün bu gruplar ve insanlar içinde gerçekten “kötü” ya da “iyi” olarak tanımlayabileceğimiz, “haklı” ve “haksızlar” var mıdır? Tarihin başlangıcından beri savaşları yaratan din ve siyaset, savaşları ortadan kaldırma konusunda da becerikli midir? Kapıların arkasındakilerin her zaman gördüğümüz kişiler olması ve onların yüzlerindeki sevimli gülümseme, aralarına buzdan setler inşaa edilmiş insanların içini ısıtmak için yeterli olacak mıdır?

Barışın gerçekleşmesi için önce tabii ki savaşın bitmesi gerekir. Ancak asıl önemlisi, çatışan grupların neden birarada yaşamaları gerektiğine dair ortak bir amaçları, duyguları, bilinçleri olmadır. Eğer gruplar “diğeri de olmadan da ben varolabilirim, hatta daha da iyi varolurum” inancına sahipse, istediğiniz kadar üst düzey politikalar üretin, elde edeceğiniz kocaman bir “hiç”tir. Bireylerden gelmeyen bir “uzlaşın” çağrısı aradaki uçurumu daha da büyütmek dışında bir işe yaramayacaktır ne yazık ki. Tarafların hiçbiri haksızlık hissetmemelidir. Onlar neyin nasıl olacağına kendileri karar vermelidir. Devletin görevi ise bu iyileşme çabalarında eğer varsa engelleri kaldırmaktır. Adını koyalım; içini doldurmadığınız, ne olduğu pek de belli olmayan ve sadece belli ki kamuoyu kendi arasında tartışsın diye sızdırılan genel af gibi yöntemler, eğer isteğiniz gerçekten barışsa bu sürece sekte vuracak en önemli hatalardan birisidir. Çocuklarını kaybeden anne ve babalara, onların çocuklarının boşuna öldüğünü söylemek cesaret değil sadece kötülük olabilir. Bundan sonraki süreçte anne babaların çocuklarını kaybetmemesini sağlamak ayrı bir şeydir, çocuklarını kaybeden anne babaların yaşama ve ölüme verdikleri anlamı onların ellerinden çalmak çok ayrıdır.

Megadeth - Peace Sells But Who's Buying?Ünlü heavy metal grubu Megadeth’in 1986 yılında piyasaya sürdüğü Peace Sells but Who’s Buying? (Barış Satılıyor ama Alan Kim?) albümü ile aynı adı taşıyan parçasında şöyle der: “...What do you mean, I hurt your feelings? I didnt know you had any feelings.. / ... Duygularını incittim derken ne demek istiyorsun? Duyguların olduğunu bilmiyordum ki...”. Soğuk savaş dönemine ve genel olarak da ABD’ye bir eleştiri olarak yorumlanan bu şarkının özellikle bu cümlesi insan ilişkilerinde her zaman önemini koruyan bir mesaja evsahipliği yapıyor. Biz insanlar, diğer insanların ne düşündüğü ya da ne hissettiği konusunda o kadar da duyarlı değiliz. Başkaları bizi anlamadığı zaman küplere binsek de, diğerlerini anlama konusunda en ufak bir gayret gösterme eğiliminde olmuyoruz. İster bunun adına bencillik diyelim, ister cimrilik, istersek de kötülük; sonuçta bize mantıklı ve doğru gelen bir anlayışın diğerleri üzerinde nasıl bir iz bırakacağı konusunda düşünmemeyi seçiyoruz. Belki de o yüzden, kapalı kapılar açıldığında içinde “barış” ümidi olanlar diğerlerinin neden tepki gösterdiğini anlamakta zorluk çekiyor. “Barış, herkesin istediği bir şey değil mi?” inancı o kadar doğru bir inanç ki, buna muhalefet edenlere yönelik şaşkınlık da o kadar büyük. Herkes bir mucize bekliyor gibi; her şey unutulsun, her şey ve herkes affedilsin, bir daha asla ve asla benzer olaylar yaşanmasın, bütün insanları içine alacak ılık bir barış sisi bütün insanları ayırım gözetmeksizin sarmalasın ve biz de hayatımıza o sıcaklık içinde devam edelim. Kulağa çok hoş gelse de, siyasi olarak bunun gerçekleşmesi büyük bir başarı olsa da, muhataplarınız insanlar olduğu sürece bu tür bir istek masalsı bir beklentiden öteye gidemeyecektir maalesef.

Barışın mümkün olmadığını söylemiyorum; evet kazanmak çok zor olabilir ve savaşa kıyasla daha çok çaba gerektirir ama barış da aynı savaş gibi insanların tercihleri doğrultusunda gerçekleşen bir davranış olarak elde edilebilir bir hedeftir. Hemen her ülkede yaşanan çatışmaların, ayrılıkların, kavgaların başlangıç noktalarına döndüğümüzde bu karmaşaların altında siyasi aktörleri görmemiz pek de süpriz olmasa gerek. Siyaset, kendi karar alma süreçleri içerisinde belki de olası en iyi alternatifleri seçmeye çalışan bir yapıya sahip ama bunu yaparken yine kendi çıkarı ve varlığını sürdürme gayreti içerisinde o andaki iyileri gelecekteki çok iyilere feda etmekten de çekinmez. Bunu bazen savaşarak, bazen de barışarak yapma becerisine sahiptir. Siyasetçiler, gazeteciler, entelektüeller, hatta bazı siyaset bilimciler, insan davranışları ile ilgili bilimsel görgül çalışmalarının söylediklerini dinlemek yerine olayları okumaya çalışmakla o kadar meşgüldürler ki, insanların içindeki düşmanlığı, önyargıyı, çatışmayı, haksızlığı,... çözmeden sistemi bir anda değiştirip barışın kahramanları olacaklarına inanırlar. Doğaldır, ülkeleri yönetenler hep çok akıllı olmuşlardır, onların ne bilimin kendisine ne de bilim insanlarına ihtiyaçları vardır. Çok ender de olsa, uluslararası düzeyde şu veya bu şekilde ismi bilinen birkaç kişiyle fikir alışverişi yaptıklarını saymazsak politikalarının karanlığa ateş etmekten farksız olduğunu söyleyebiliriz. Bilimin, özellikle, insanlar ve gruplararası ilişkileri inceleyen sosyal psikoloji gibi bilim dallarının, çatışma durumundaki davranış ve çözüm yolları ile ilgili söylebileceği çok şey vardır. Bu konularda yapılmış binlerce çalışma, herkesin ulaşabileceği ortamlarda bulunmaktadır. Bilim insanları, sosyal konularda da kendi bilgi ve birikimlerini aktarmak ve çözüm yolları ile ilgili önerilerde bulunmak için hiç de naz yapmazlar. Ancak, bunların olabilmesi için içinde bulunulan ülkenin ve ülkenin yöneticilerinin bilime ve bilimsel olgulara nasıl baktığı çok önemlidir. İktisadi, sosyal ya da uluslarası sorunların çözümü için artık Türkiye’yi yönetenlerin de bilimsel bilgiden ve yöntemden beslenen bilim insanlarına daha sıcak ve yakın davranmasının zamanı çoktan geldi. Bilimin, hiç değilse, yeninde seçilmek gibi bir kaygısı ya da korkusu yoktur. Doğru bildiğini söyler, kanıtlarını sunar ve her zaman da yanlışlanmaya açık argümanlarla kendisini diğer insanlara sunar. Siyasetten farklı olarak bilim, barışın satışı için değil gerçekleşmesi için önerilerde bulunur. Kulağa daha az hoş gelen söylemleri olabilir ama hiç değilse bu bilimsel söylemler çoğunlukla dogmatizimden uzak yapılarıyla sınanmaya açıktır.

Barış kolaydır, çünkü insan davranışı olumsuz özellikler kadar olumlu olanları da içinde barındırır ve evet barış zordur çünkü insan davranışı diğer pek çok şeyden aynı anda ve karmaşık bir biçimde etkilenir. Barış, savaştan farklı olarak, daha çok fedakarlık ister, kendi kazancınızı değil herkesin kazancını düşünmenizi ister... barış satılmamak ister.


Gazete Yazıları

Aslında gazetelerde ya da haber niteliği taşıyan yazılarımın çoğu doğal olarak psikoloji ile ilgili; ama bilimsel makale biçiminden farklı olarak amacı sadece bilimcilere değil, herkese hitap etmek. Bir kısmı çok eski olduğu için bulabildiklerimi aşağıda sıraladım; tüm liste için özgeçmişime bakabilirsiniz (Word, 84KB).

Yazıların gazetelerdeki orijinal hallerinin PDF dosyaları her zaman elime geçmiyor, böyle durumlarda yazının aynısını dosya olarak kendim yaratıyorum. Ancak PDF dosyaları çok yüklü olduğu için size HTML hallerini sunuyorum, bağlantıları açtığınızda gazetedeki yazının bir kopyasını bulacaksınız.



HomeAcademicCoursesPersonalBlogContact(c) 2009, Doğan Kökdemir