Üniversite Öğrencilerine Açık Mektup
Neden bir üniversitede okuyorum? Kaç üniversite öğrencisi bu soruyu
kendine sormuştur acaba; ya da daha önemlisi kaç öğrenci açık
yüreklilikle bu sorunun cevabını vermeye çalışmıştır? Henüz çok
başlarında olduğum akademik yaşantımda, bu soruya verilen cevapları
değişik üniversitelerin değişik bölümlerindeki öğrencilerden duyma
şansına eriştim, ama duyduğum cevapların -en azından benim için- çok
tatmin edici olduğunu söyleyemem. Cevaplardan tatmin olmak tabii ki
göreceli bir durum, bu yüzden bu soruyu sormadan önce hangi
cevapların beni geleceğe dönük olarak umutlandıracağını düşündüm.
"Kendimi gerçekleştirmek için buradayım" ya da "Bilimsel düşünmek
için üniversiteye geldim" gibi cevaplar belki de beni daha mutlu
edecekti, ama aldığım cevaplar genelde iki grup altında toplandı.
(1) "Buradayım, çünkü ailem böyle olmasını istedi" ve (2)
"Üniversite diploması alabilmek için üniversitedeyim". Doğal olarak
yukarıdaki soru ve buna verilen cevaplar son derece kısıtlı
gözlemlere dayanıyor; bilimsel bir veri toplamaktan uzak olan bu
gözlemler hiç değilse bize genel yapı hakkında biraz fikir verebilir
diye düşünüyorum. Verilen cevapların doğruluğunu ya da haklılığını
tartışmayacağım çünkü bu yanıtların, yanıtı veren kişi açısından "en
doğru" olduğunu kabul ediyorum. Bu yazının amacı, bu soruyu henüz
düşünmemiş ya da cevabını henüz verememiş öğrencilere alternatif
sunabilmektir. Bunu gerçekleştirmek için uzun bilimsel tartışmalar
yerine bir mektup yazmanın daha uygun olduğunu düşündüm...
"Üniversitelerde Verilen Bilgiler Gerçek Hayatta Ne Kadar
İşime Yarayacak?"
Bu soruya verilecek cevabı çok uzatmaya gerek yok, soru zor ama
yanıt basit "Bilmiyorum!" "Aslında, öğrendiğiniz her bilgi kırıntısı
sizin işinize mutlaka ve mutlaka yarayacak" diyerek hem sizi hem de
kendimi belirsizlikten korumayı seçebilirdim ve inanın bu çok kolay
olurdu. Ama, gerçekten de bu sorunun doğru cevabını bilmiyorum; daha
doğrusu sizi tanımadığım sürece herhangi bir tahminde bulunamam.
Belki aranızdan bazıları üniversite eğitimi süresince öğrendiği pek
çok şeyi kendi profesyonel iş yaşantısında başarıyla uygulayacak,
ama bazılarınız da öğrendiklerinin büyük bir bölümünü "kaybedecek".
Sorumuzu şu şekilde değiştirirsek belki daha açık bir cevaba
ulaşabiliriz. "Bize verdiğiniz derslerde, örneğin Araştırma
Yöntemleri dersinde, gerçek hayatta uygulanabilecek bilgiler mi
öğreteceksiniz?" Bu soru diğerlerine göre daha detaylı bir soru, ama
cevabı biraz daha karışık "Hayır, böyle bir amacım yok".
Hangi bilim dalı olursa olsun ve buna bağlı hangi dersten söz
edersek edelim kuşkusuz buradaki bilgiler hayatın kendisiyle
ilgilidir. Bilimin hayattan kopuk olması zaten beklenemez. Kuantum
fiziğiyle ilgili bilgi ve kuramın, matematiğin, psikolojinin,
felsefenin ve daha birçok alanın hayata yansımasının mümkün
olmadığını söylemek büyük bir hata olur. Günlük hayatla olan bu
doğal yakınlığa rağmen üniversitedeki bilimcinin ya da eğitmenin
size bilgileri hap şeklinde vermesini bekliyorsanız hata
yapıyorsunuz. Bilimcinin, "Hadi bunu öğreteyim de, günlük hayatta
kullanın" gibi bir kaygısı yoktur, bence olmamalıdır da. Uygulama,
alınan bilgileri gerçek hayata taşıma, diğer bir deyişle aktif
öğrenme, eğitim gören kişinin sorumluluğundadır, eğitmenin değil.
Örneğin; Psikolojiye Giriş dersi alan öğrencilerin bu dersten
bekledikleri arasında (1) karşılarındaki insanlarla daha iyi
ilişkiler kurabilmeyi öğrenme, (2) karakter tahlili yapabilme
becerisini kazanma ve (3) beğendikleri kız ya da erkek arkadaşlarını
"tavlayabilmenin" yollarını bulma ilk sıraları alır. Üstelik bu
beklentiler sadece bize özgü değil, evrensel beklentilerdir
(McBurney, 1996). Bütün bu talepleri-üzgünüm ama- karşılayamıyoruz.
Bunun iki nedeni var; birincisi, insan davranışı ve düşünce
sistemiyle ilgili cevapların çoğunu biz de bilmiyoruz ve ikinci
olarak insan hayatında o kadar çok farklılık ve değişkenlik var ki,
bütün bu sisteme tek bir yanıt (hap) verebilmek imkansız. Yukarıdaki
taleplerin cevabı psikolojide yok mu? Mutlaka var; ama bu cevabı
bulup ortaya çıkarmak ve kendi hayatı için uygulamaya sokmak bu
bilgileri alan kişinin becerisinde.
Sonuç olarak, üniversiteliler teknik okullardan farklı olarak
mesleki beceriyi değil, düşünsel beceriyi geliştirmek için
oluşturulmuş kurumlardır. Düşünsel beceri olmadan mesleki
aşamalardan bahsetmenin çok da anlamlı olmadığı sanırım açıktır.
"Bu Kitabın Tamamını Okuyacak mıyız?"
Dönem başlarında öğrencilerin endişe dolu ses tonlarıyla sordukları
önemli bir sorudur bu. Ders kitabından 1-2 bölümün çıkarılması
öğrencileri mutlu eder, hele hele kitabın yarısını "atarsanız" en
sevilen hocalardan birisi olmanız işten bile değil. İlk bakışta
oldukça doğal ve doğal olduğu kadar da mantıklı bir süreç gibi
görünüyor. Öyle ya, kim daha fazla okumak ister?
Daha az kitap, daha az sayfa, daha az ders sayısı, daha az ders
saati, daha az üniversite... daha az gelecek! "Neden
üniversitedeyim?" sorusuna verilecek cevabın önem kazandığı bir
bölüme geldik; banka hesabınızdaki paranın sadece %80'ini
çekebileceğinizi söyleseler bunu kabul eder miydiniz? Hayır mı?
Peki, o zaman neden eğitiminizi kısıtlamaya bu kadar gönüllüsünüz?
Tahminen kültürel bir özellik, hakkımız olanı istemek konusunda çok
başarılı değiliz. Eğitim söz konusu olduğunda bu talepler bizi de
uğraştıracağı için susmak çok daha rasyonel bir davranış olarak
algılanıyor. Daha çok bilgi yerine daha az ve mümkünse kullanıma
hazır bilgiyi tercih ediyoruz. Öneri mi? Önerim basit: İsteyin!
Dersi veren hocalarınızdan sizlere daha fazla zaman ayırmalarını
isteyin, dogmatik ders kalıpları yerine eleştirel düşünmeye yön
verecek farklı uygulamalar, kitaplar, teknikler talep edin."Bu
kitabın son 4 bölümünü işlemeyeceğiz" diyen hocanıza bunun
gerekçesini sorun. Üniversitede olduğunuzu hissetmeyi isteyin.
Eleştirel Düşünme
Öğrencilerin sıklıkla yakındıkları durumlardan birisi eğitimin
ezbere dayalı bir temele oturtulmuş olmasıdır. Bu yakınmaya rağmen,
zihinsel süreci tetikleyici eleştirel düşünme temelli eğitimi
gerçekleştirmenin önündeki engellerden birisi, bu eğitimin
öğrenciler açısından zorluğudur. (Kökdemir, 1999a). Üniversite
sınavına girmek için ter döken lise öğrencilerinden, üniversiteye
geldiklerinde kazanmış oldukları ezbere dayalı ders çalışma
alışkanlıklarını hemen değiştirmelerini beklemek çok gerçekçi değil
sanırım. "Ezbersiz eğitim istiyoruz" söyleminize yürekten
katılıyorum, ama gerçekten bu tür bir eğitime hazır mısınız? Daha
doğrusu bu eğitimde sizi daha çok okumanın, araştırmanın, soru
sormanın beklediğini biliyor musunuz? Üniversite eğitiminin her
kademesinde eleştirel düşünme modellerinin uygulanması gerektiğini
savunan bir kişi olarak (Kökdemir, 1999b), bu tür bir eğitimin size
gerçekten üniversite hayatını yaşatacağına eminim ve bunun için
eğitmenlerden çok sizlerin katkısı ve isteği lazım. Teknolojinin
(özellikle internet uygulamalarının) bu eğitime çok katkıda
bulunacağı açık. Bu yüzden, siz öğrencilerin bilgisayar
becerilerinizi geliştirmeniz lazım. Özellikle internet uygulamaları
söz konusu olduğunda "internet kullanımının" bir modem ve telefon
hattından fazlasını içerdiğini unutmayın (Kökdemir, 2000).
Kaynaklar:
Kökdemir, D. (1999a). Psikolojiye giriş ve genel psikoloji
derslerinin içeriğinin değiştirilmesi hakkında eleştirel bir
yaklaşım. Türk Psikoloji Bülteni, 5(13), 28-30.
Kökdemir, D. (1999b). Üniversitede bir eleştirel düşünme yöntemi.
Cumhuriyet Bilim Teknik, 632, 4-5.
Kökdemir, D. (2000). Düşünmeden internet. ADnet, Mart,
68-69.
McBurney, DH. (1996). How to think like a psychologist: Critical
thinking in psychology. New Jersey: Prentice Hall.
* Bu yazı, daha önce Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisi’nde
yayınlanmıştır.
Kökdemir, D. (2000). Üniversite öğrencilerine açık mektup.
Cumhuriyet Bilim Teknik, 697, 15.
|
Öğrencilere Yönelik Yazılar
Bu bölümde, lisans ve lisansüstü öğrencilerin faydalanabileceği
konularda yazılar bulabilirsiniz. Internet sitesinin diğer
bölümlerinden farklı olarak buradaki yazılar biraz eskice
olabilirler ancak yine de genel ipuçları içerdiği için işinize
yarayabilir.
|